2012-12-09

Ben şimdi çay içiyorum sevgili Dünlük,

Ağrılı çıtırtılarıyla açılmış kapıların, içime doğru uzatılmış soğuk beyaz ellerin, kaygısız ama tedirgin demliklerin, sıvazlanmayı özleyen hırkaların, uçsuz bucaksız sakinliklerin ve durgunlukların, hızla tutuşan ayrı düşmüş dalların, sorularsız suallersiz sustukça güçlü, korktukça cesur, durdukça devinen saf renklerin, el yordamları ve tüm rüzgarlarca ayakta tutulan çay ocağı ateşlerinin olduğu uzak bir köy meydanından, sakinliğinin kendisinden başka kimseye zararı dokunmayan kavranması güç ellerce uzatılarak bardağıma doldurulan.

Çay içiyorum.

İnsan, olmazsa da oluyor sevgili Dünlük. Pencerenin önünde oluyor, kapının dışında oluyor, bir yağmur altında, bir kar tabakasının üzerinde, köklü kahvehane iskemlelerinde ya da ceylan derisi koltuklarda oluyor. Yeni ve benimsenmesi yüzyıllar sürecek çiçek isimleri icat ederken mesela. Yeni ve benimsenmesi saniyeler süren kast isimlerine maruz kalırken mesela. Ya da her nabza ayrı şerbet kaynatılan toplum aralarında sevdikleri hemcinslerine çekerek büyürken küçükler, insan olurken mesela.

Durup dururken nasıl noktalanacağı bilinmeyen cümlelere başlıyor insan, önceleri cesur, sonra sonra tedirgin ve pişman. Durup dururken oluyor her şey bazı eski beyaz otel pencerelerinde. Bozuk paralar ceplerimizdeki nikellere dönüşüyor. Kırmızılar, mavilere, maviler beyazlara uzanıp uzanıp aynı yorgunluğu uyandırıyorlar.

Velhasıl sevgili Dünlük,

insan, olmasa da oluyor.

Ben şimdi çay içiyorum

“Kar dindi”
“gerçekten dindi”
“ellerine bakabilirsin artık”

0 0 0 0 0