küçük Srebrenica

güneşin aklından yürüyerek geçen ilk kız çocuğuydu o
elinde kurbaadan bir oyuncakla görüldüğünde
hala sekiz yaşındaydı.
adını soranlara
ezberinde olmadığını hatırlatırdı.
adı,
herkese başka birini anımsatırdı.
sırtını sıvazlayan kırmızı saçlarıyla uyur,
annesi ışıktan bir perdeyi aralarken uyanırdı.

annesi
eski bir filmde bulaşıkçıydı.
ayakuçlarına kadar turuncu saçları
her mevsim çiçekli etekleri vardı.
bir eliyle sırtını sıvazlarken dağların
ötekisiyle tarhana karıştırırdı.
en son, bir kış yağmurunun üstünü örtmek için evden çıkmıştı.

babası nalbanttı
eski atlar kalmayınca
yeni ayaklar yapmaya başladı aklı topallara
elleri nadasa bırakılmış nasır tarlaları kadar geniş
bıyıkları maviydi.
bir çivi, bir çekiçle tutturamayacağı şey yoktu gökyüzüne.
gökyüzü
her sabah topallayarak gelirdi üstüne.
en son, mehtabın çivilerini sağlamlamak için evden çıkmıştı.

altısındaydı ilk güneşaçması gördüğünde
gözleri her yana dağılmış kuş sesleri gibi yeşil,
yeni yeni dolmaya başlayan bir lunaparkın bekçisi gibi heyecanlıydı.
adım attıkça turuncuya bulaşır mı ayakları insanın?
onunkiler bulaşırdı..
oyuncaktan kurbaayı ilk gördüğünde
annesinin anlattığı mutlu bir masalın içinde uyuyakalmıştı.
saçlarında bahar mavisi bir toka
elleri, uçmayı yeni öğrenen kuşların kanatlarıydı.
sonraları öyle sevdi ki ellerinden tutmayı insanların
hiç konmadı tekrar yere..

-konuşmayı sevmeyen sokak kedileri vardı her yanda
ve güleç yüzlüydüler hep.-

annesi gereksiz bir telaşla evden çıktığı gün başlamıştı
gözleri olmayan sokaklara masallar öğretmeye.
sokakları düşündüğünden değil
masalsız uyuyamıyordu.
ilk arkadaşı bir mermi kovanıydı
nasılda sevinmişti bulduğunda
yumruk yumruk elleri gökyüzünü gıdıklamıştı birden
yüzü gözleri keyifli bir anı içindeydi.

ama düdük sanıp ağzına götürdüğünden beri
yanar durur dudakları.

dudakları?
annesinin eteklerine çiçekler çizen
pembe pastel boyalardı.
kimi öptüyse
o hep mutlu sonlara inanırdı.

-bir şehir ölmeden önce güzel şeyler geçirirse içinden
kanı turuncu akar sokaklara..-

takvimlerin bile dilini düğümleyen o gün
mehtap düşmüştü sanki asıldığı yerden
herkes bir hevesle tutmaya koşuyor diye sevinçli
o da koşmuştu.
hem demir kuşların göç mevsimine de yetişememişti boyu.
boyu?
en son bir tırtılla ölçmüştü onu.
kelebek olup uçtuğunu görünce de tırtılın
hiç büyüyemeyecek sanmıştı.

ve
kedileri güleç yüzlüyken hala
ve hala salıncakları eğlendiren o şımarık rüzgar
kımıldatırken sakin görünmeye çalışan dalları
aklına çizgi filmleri getirmişti son kez
Srebrenica….

güneşin aklından yürüyerek geçen ilk kız çocuğuydu o.
ve elinde kurbaadan bi oyuncakla ilk bulunduğunda,
hala sekiz yaşındaydı.

0 0 0 0 0